Dünya Çocuk Hakları Günü nedeniyle İzmir Barosu Çocuk Hakları Merkezi tarafından düzenlenen basın açıklamasında İzmir Barosu, ihmaller sonucu gerçekleşen ve kamu vicdanında derin yaralar açan Alperen Sakin’in ölümüyle ilgili yargılama sürecinde ailenin her zaman yanında olacaklarını kaydetti. Mahkeme, İzmir Barosu’nun Alperen Sakin’in davasına müdahil olarak yer almasını kabul etti.
20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü nedeniyle Karşıyaka Adliyesi önünde İzmir Barosu Çocuk Hakları Merkezi tarafından basın açıklamasını İzmir Baro Başkanı Aydın Özcan okudu.
.JPG)
Özcan, basın açıklamasının yerinin Karşıyaka Adliyesi önünde yapılma nedenini de şu sözlerle açıkladı : “Basın açıklamamızı bugün burada yapma sebebimiz Alperen’dir. Ciddi ihmaller sonucu gerçekleşen ve kamu vicdanında derin yaralar açan Alperen’in ölümüyle ilgili yargılama Karşıyaka Adliyesinde görülmektedir. Biz de İzmir Barosu olarak bu önemli davada yer almak istedik. Ailenin bütün yargılama aşamasında yanında olacağız ve Alperenin haklarını sonuna kadar savunacağız.”
“Tüm çocukların yanındayız”
Baro olarak sadece Alperen Sakin’in değil, Türkiye’de nerede olursa olsun çocuk ihlallerinin yaşandığı her davada müdahil olduklarını kaydeden Özcan, “İzmir Barosu olarak, Aladağ’da, Nizip’te yaşanan bütün çocuk ihlalleri davasında yer alıyoruz. Türkiye’de ilk defa bir baro bünyesinde kurulan Çocuk Hakları Merkezi’mizde gönüllü avukatlarımız görev veriyor” dedi.
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde ayrıca, çocukların özel ilgi ve yardıma hakkı olduğu da ilan edildiğini de kaydeden Özcan, “Çocuk hakları, kanunen ve ahlaki olarak her çocuğun doğuştan sahip olduğu; sağlık, eğitim, yaşama, barınma, eşitlik ve korunma haklarının hepsini birden tanımlamakta kullanılan evrensel bir kavramdır.
Dünyadaki ülkelerin tümünde çok güç koşullar altında yaşayan ve bu nedenle özel bir ilgiye gereksinimi olan çocukların bulunduğu bilinci ve çocuğun korunması, uyumlu gelişmesi bakımından her halkın kendine özgü geleneklerinin ve kültürel değerlerinin taşıdığı önem göz önünde tutularak, bu koşulları ortadan kaldırmak ve onlara daha iyi bir yaşam sağlamak amacıyla hazırlanan Çocuk Hakları Sözleşmesi, 193 ülke tarafından kabul edilmiştir. Türkiye’nin de 1990 yılında imzaladığı bu sözleşme toplam 54 maddeden oluşmaktadır” dedi.
“Her çocuk aynı hakka sahip”
Çocuk Hakları Sözleşmesi, nerede doğduklarına, kim olduklarına; cinsiyetlerine, dinlerine ya da sosyal kökenlerine bakılmaksızın bütün çocukların haklarını tanımlamdığını ifade eden Özcan, “En fazla sayıda ülke tarafından onaylanan insan hakları belgesi olma özelliğine sahiptir. Çocukların erişkinlerden farklı fiziksel, fizyolojik, davranış ve psikolojik özellikleri olduğu, sürekli büyüme ve gelişme gösterdiği bilincinin yerleşmesi, çocukların bakımının toplum sorunu olduğu ve bilimsel yaklaşımlarla herkesin bu sorumluluğu yüklenmesi gerektiği düşüncesi ile 20 Kasım 1959’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda 10 maddeden oluşan “Çocuk Hakları Bildirgesi” kabul edilmiştir. Dünya genelinde çocukların karşı karşıya kaldıkları hak ihlallerine dikkat çekebilmek, çocuk hakları ve bu haklara ulaşamayan çocuklar için farkındalık yaratmak amacıyla “20 Kasım günü Evrensel Çocuk Günü(Universal Children’s Day/ Çocuk Hakları Günü” olarak kabul edilmiştir” diye konuştu.
Bakanlığa çağrı
Özcan Milli Eğitim Bakanlığı’na da çağrıda bulunarak, “Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi’nin ilke ve hükümlerinin çocuklarca ve yetişkinlerce etkili ve bilinçli kullanımı son derece önemlidir. Bu nedenlerle başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere üniversitelere çok görev düşmektedir. İzmir Barosu Çocuk Hakları Merkezi, hak ihlallerinde çocuklarımızın yanında olmuştur. Çocukların korunup geliştirilmesi gereken haklarını başında eğitim hakkı gelmektedir. Uygulamaya konulan son müfredat programıyla ilgili eleştirilerimizi basın açıklamasıyla yaptık. Bunlara ek olarak okul sayısının anaokullarından başlayarak arttırılması gerekmektedir. Böylece çocuklarımız ikili öğretimden kurtarılacaktır. Yerleşim alanları içinde kurulan okullar sayesinde servisle ulaşım ortadan kaldırılacaktır. Ülke çapında geleceğin teminatı olan kız çocukları mutlaka eğitime kazandırılmalıdır. Avrupa ülkelerinden kopuşu sağlayan farklı saat uygulamasından vazgeçilmeli ve çocukların refahı için çalışan annelere ek olanaklar sunulmalıdır” dedi.
İzmir Barosu Genel Sekreteri ve çocuk hakları merkezi Sorumlu Yönetim Kurulu üyesi Av. İlke Erol ise “yargılamanın adil yapılması, çocuklarımızın haklarının savunulması açısından davaların hukuki sürecini özellikle yakından takip ediyoruz. Hepimizin ortak çabası geleceğimizin mimarı olan çocuklarımıza daha iyi bir dünya yaratma çabası” dedi. Av. İlke Erol, Türkiye’deki barolar arasında bir ilk olan ve İzmir Adliyesi içerisinde açılan Çocuk Hakları Merkezi’nin bilinirliğinin artmasıyla birlikte Merkez’e yapılan başvuruların her geçen gün arttığını da sözlerine ekledi.
Baro avukatları basın açıklamasının ardından, Alperen Sakin’in (İzmir'de evinden alındıktan sonra anaokulu servisinde unutulan 3 yaşındaki Alperen Sakin, saatler sonra araçta ölü olarak bulundu) davasına katıldı.